KAZANMADAN ÖNCE HAKETTİĞİNİZE İNANIN!! Erdek10 M-S

Anasayfa | ATATÜRK | Erdek'in Tarihi | Künye | Reklam | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ATATÜRK

                       

 
 
(¯`´•.¸ ________ღ♥ღ_________ ¸.•´´¯)
♥---==-♥°° NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE°°-♥
(_¸.•´´ ¯¯¯¯¯¯¯¯ღ♥ღ¯¯¯¯¯¯¯¯¯ `´•.¸_)
 
 
 
 

     

     

     

    MUSTAFA KEMAL'İN ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİMİ

     

    Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve
    ilk Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal. 1881 yılında Selanik'te doğmuştur.
    Babası Ali Rıza Efendi, bir gümrük memurudur. Annesinin adı Zübeyde Hanım'dır.

    İlkokul eğitimi için, Selanik'teki Şemsi
    Efendi okuluna gitmiş, ancak  babasını çok küçük yaşlarda
    kaybedince okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. Mustafa,  kız kardeşi Makbule
    ve anneleri, dayıları ile birlikte, Selanik yakınlarındaki çiftlik evine yerleşmişler; yaşamı bu şekilde bir süre devam etmiştir.

    Mustafa
    çiftlikte çalışırken, annesi okula gitmemesinden
    endişe duymaya başlamıştır. Sonra, annesinin Selanik'te bulunan kız kardeşinin
    yanına giderek Askeri Rüştiyeye kaydını yaptırmıştır. Rüştiye'yi 1895
    yılında bitiren Mustafa Kemal Manastır'daki Askeri İdadi'ye
    girmiş ve başarılı bir şekilde bitirmiştir.
    Mustafa Kemal daha sonra İstanbul'a gitmiş, 13 Mart 1899 yılında başladığı Harbiye'yi bitirdikten sonra,1902 yılında Harp Akademisine başlamış ve 11 Ocak 1905
    yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur.

    ORDU KUMANDANI OLARAK MUSTAFA KEMAL
     

    1906 yılında Şam'a gönderilen Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam'da
    "Vatan ve Hürriyet" adında bir dernek kurmuşlardır. 1911 yılında İtalya
    ile yapılan savaş esnasında, kendi isteğiyle Trablus'a gitmiş, Derne ve
    Tobruk'un savunmalarında görev almıştır. Mustafa Kemal henüz Libya'da
    iken başlayan Balkan Savaşında da, başarılı bir kumandan
    olarak (1912 - 1914) hizmet vermiş ve  savaş sonunda Sofya'ya askeri ataşe
    olarak atanmıştır.

    Mustafa Kemal'in Sofya'da bulunduğu sırada 1. Dünya Savaşı çıkmıştır.
    8 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilen Mustafa Kemal,
    kritik bir zamanda Anafartalar'daki Türk kuvvetlerine kumanda etmiştir.

    Bu sırada İngilizler, Fransızlarla birlikte Çanakkale Boğazı'na çıkarma yapmış,
    savaş esnasında, Mustafa Kemal'in kalbinin üzerine bir şarapnel parçası
    isabet etmiş ise de, göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını
    kurtarmıştır. Mustafa Kemal o anda içinde bulunduğu ruh halini üstlenmiş olduğu
    büyük sorumluluğa  bağlamış ve : "Aslında, bu tür bir
    sorumluluğu üstlenmek hiç de kolay değildi, ancak yurdumun parçalandığını
    görmektense ölmeyi tercih etmiş olmam nedeniyle, bunu gururla kabul
    ettim." sözleriyle duygularını ifade etmiştir. Düşman saldırısının püskürtülmesinde Mustafa Kemal’in üstün cesareti, askeri bilgisi, yeteneği ve uzak görüşlülüğünün büyük bir rolü olmuş, genel olarak Çanakkale, özel olarak Anafartalar savunması, dünya siyasi ve askeri tarihine onun adıyla yazılmıştır.

    Mustafa Kemal daha sonra Kafkaslarda ve Suriye'de hizmet etmiş ve 1918 Mondros Mütarekesi’nden hemen önce Suriye'de bulunan Yıldırım Orduları
    grubunun kumandanlığına getirilmiştir. Mütarekeden (ateşkes) sonra,
    İstanbul'a dönmüştür.

    İSTİKLAL SAVAŞI
     

    Mondros Mütarekesinden sonra, anlaşmayı imzalamış olan ülkeler anlaşmanın
    öngördüğü koşullara uymamışlardır. Çeşitli bahaneler öne süren İtilaf Devletlerinin ( Fransa,
    İngiltere ve İtalya ) Donanmaları İstanbul'a gelmiş, Adana vilayeti Fransızlar tarafından,
    Urfa ile Maraş vilayetleri ise, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Antalya ve Konya'da
    İtalyan askerleri, Merzifon ve Samsunda ise İngiliz askerleri,  hemen her yerde yabancı subaylar, yetkililer ve ajanlar vardır. Yine İtilaf Devletlerinin onayıyla Yunan Ordusu'nun 15 Mayıs 1919'da
    İzmir'e çıkması üzerine, Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeye karar vermiş ve 16 Mayıs 1919'da, "Bandırma" isimli küçük bir tekne ile İstanbul'dan ayrılmıştır. Mustafa Kemal, Anadolu'ya yapacağı bu yolculuğu esnasında düşmanlarının bu gemiyi batırmayı planladıkları konusunda uyarılmıştır. Ama o bundan korkmamış ve 19 Mayıs 1919 Pazartesi tarihinde Samsuna ulaşarak Anadolu toprağına ayak basmıştır.

    İşte bu tarih, Türk İstiklal Savaşının başlangıcıdır. Mustafa Kemal bu tarihi daha sonra kendi doğum tarihi olarak da seçmiştir.

    Böylece, Anadolu'da bir ulusal direniş dalgası oluşmuş, Doğu’da Erzurum'da da bir hareketlilik başlamıştır. Mustafa Kemal hızlı bir biçimde hareket ederek tüm organizasyonun başına
    geçmiştir. 1919 yılının yazında yapılan Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal bir sözleşme ile ulusal hedefler ilan edilmiştir.

    İstanbul'un, İşgal kuvvetlerince işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, 23
    Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisini açarak merkezi Ankara olan yeni ve
    geçici bir hükümet kurmuştur. Mustafa Kemal aynı gün Meclis Başkanlığına getirilmiştir.
    Bu sırada Yunan Ordusu da, Çerkez Ethem'in ayaklanmasından yararlanarak ve onunla işbirliği
    içerisinde Bursa ve Eskişehir yönünde harekete geçmiştir. Ancak 10 Ocak 1921
    tarihinde, düşman kuvvetleri Batı Cephesi Kumandanı Albay İsmet İnönü ve orduları tarafından
    çok ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. 10 Temmuz 1921 tarihinde ise, Yunan Ordusu beş tümen ile Sakarya'ya bir cephe saldırısı başlatmıştır. 23 Ağustos tarihinden 13 Eylül tarihine kadar aralıksız olarak
    süren büyük Sakarya Savaşı sonrasında, Yunan Ordusu yenilmiş ve çekilmeye zorlanmıştır.
    Bu savaş sonrasında, Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Gazi ve Mareşal unvanlarını vermiştir. Düşmanlarını ülkesinden kovmaya kararlı olan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922 sabahında, ordularına saldırıyı başlatma emrini vermiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde, tüm düşman kuvvetleri Dumlupınar'da ya öldürülmüş ya da esir edilmiş, düşman ordularının Kumandanı General Trikupis esir alınmıştır.

    9 Eylül 1922 tarihinde Atatürk’ün “ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ!...” emriyle, kendilerini kovalayan ordularımızdan kaçmakta olan düşman kuvvetleri İzmir yakınlarında denize dökülmüşlerdir.

    Olağanüstü askeri bir yeteneğe sahip olan Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetleri yurdu
    işgal etmiş olan Müttefik kuvvetlere karşı bir İstiklal mücadelesi vermişler ve sonunda bütün cephelerde zaferler kazanmışlardır. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla, hem bu zafer hem de bu zaferin ürünü olan yeni Türk devleti tüm dünyaca tanınmıştır. Mustafa Kemal, yeni, sağlam ve dinç bir devlet kurmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde, yeni Türk Devletinin idare şeklinin Cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir. ve
    Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.

    ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

    Atatürk ülke içerisinde sık sık seyahat etmektedir.
    Gemlik ve Bursa gezileri esnasında Atatürk soğuk alır. Tedavi olmak ve dinlenmek üzere
    İstanbul'a geri döner. Ama, ne yazık ki hastalık ciddidir.
    10 Kasım 1938 tarihinde saat 9.05'te tüm çabalara rağmen çok sevdiği halkından
    ayrılmak zorunda kalır. Ama insanlarının gözünde ölümsüzlük kazanmıştır. Öldüğü andan
    itibaren, çok sevilen ismi ve hatırası, çok sevdiği halkının kalbinde
    yerini almıştır. O bir kumandan olarak birçok savaş kazanmış, bir lider
    olarak kitleleri etkilemiş, bir devlet adamı olarak başarılı bir yönetim
    sergilemiş ve nihayet bir devrimci olarak bir toplumun sosyal, kültürel,
    ekonomik, politik ve hukuki yapısını kökten değiştirmeyi başarmış; dünya tarihindeki
    en üstün şahsiyetlerden birisi olmuştur.
    Tarih onu Türk ulusunun en şerefli evlatları ve
    insanlığın en büyük liderleri arasında sayacaktır.

    ATATÜRK İLKELERİ

    Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir:

    Cumhuriyetçilik:

    Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
    İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
    modern Türkiye'nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun  yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

    Halkçılık:

    Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
    ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
    olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya konulmasıyla birlikte
    kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
    yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
    Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye'nin gerçek yöneticilerinin köylüler
    olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
    çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
    farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
    sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
    etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
    edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
    halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
    sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

    Laiklik:

    Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına
    gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması
    anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız
    olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.

    Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri
     ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi
    akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.  

    Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.

    Devrimcilik:

    Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
    Türkiye'nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
    Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
    Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.

    Milliyetçilik:

    Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
    ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

    Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
    yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
    gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
    Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

    Devletçilik:

    Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin
    bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı
    olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda,
    devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi  anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

     

     

     

    ATATÜRK'ÜN BAZI ÖZDEYİŞLERİ

    - Ne mutlu "Türküm" diyene. 

    - Geldikleri gibi giderler
    .

    - Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak 
    Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. 

    - Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı
    bir türlü öğretemedim. 

    - Yurtta sulh, cihanda sulh.

    - Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum. 

    - Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür. 

    - Doğruyu söylemekten korkmayınız. 

    - Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. 
    Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve 
    hissediyorsanız bu yeterlidir.

    - Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır. 

    - Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. 

    - Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !

    - Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine 
    ve refaha ulaştırmaktır.

    - Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. 

    - Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden 
    sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler 
    kazanmaya devam edeceğiz. 

    - Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, 
    "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" 
    diyebilenindir. 

    - Egemenlik verilmez, alınır. 

    - Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. 

    - Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. 

    - Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır. 

    - Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. 

    - Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının 
    yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. 
    Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz 
    ve yaşamayacaktır. 

    - Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

    - Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir
    bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

     


    CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE 
    ATATÜRK'ÜN NUTKU - YENİ TÜRKÇE

    Türk Ulusu!

    Kurtuluş Savaşı'na başladığımız 15'inci yılındayız. Bugün
    cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

    Kutlu olsun!

    Bu anda büyük Türk Ulusunun bir bireyi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın
    en derin sevinici ve coşkunluğu içindeyim.

    Yurttaşlarım!

    Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk
    kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki
    başarıyı, Türk Ulusunun ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak
    azimle yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli
    görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunluluğunda ve
    azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkeleri düzeyine
    çıkaracağız. Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip
    kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne
    çıkaracağız. Bunun için, bize zaman ölçüsü geçmiş yüzyılların gevşetici
    görüşüne göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre
    düşünülmektedir. Geçen zamana oranla, daha çok çalışacağız. Bunda da
    başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk ulusunun karakteri
    yüksektir. Türk ulusu çalışkandır. Türk Ulusu zekidir. Çünkü Türk Ulusu,
    ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Çünkü Türk
    Ulusunun yürütmekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve
    kafasında tuttuğu meşale, müsbet bilimdir. Şunu da önemle belirtmeliyim
    ki, yüksek bir insan topluluğu olan Türk Ulusunun tarihsel bir niteliği
    de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki
    ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan
    zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik
    duygusuna ara vermeden ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek
    geliştirmek ulusal ülkümüzdür. Türk ulusuna çok yaraşan bu ülkü, onu,
    bütün insanlığa gerçek huzurun sağlanması yolunda, kendine düşen uygarca
    vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır. Büyük Türk Ulusu! Onbeş yıldan
    beri, giriştiğimiz işlerde başarı vaat eden çok sözlerimi işittin.
    Mutluyum ki, bu sözlerimin, hiçbirinde, ulusumun, hakkımdaki güvenini
    sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inanç ve kesinlikle
    söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk
    Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda, bir kere daha
    tanıyacaktır. Hiçbir an kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar
    niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonra ki gelişmesi ile,
    geleceğin yüksek uygarlık ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

    Türk Ulusu!

    Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük
    onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

    Ne mutlu Türküm diyene!

    29 Ekim 1933

     
    GAZIYE  PEYNIR  GETIREN  TEYZE

                Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
    - Merhaba nine!
                Kadın Ata’nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
    - Merhaba dedi.
    - Nereden gelip nereye gidiyorsun?

    Kadın şöyle bir duralayıp:

                Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı (sahibi) mısın? Yoksa bekçisi mi?
                Paşa gülümsedi.
    - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

                Kadın başını salladı.
    - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ya geldim.
    - Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?
    - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da....Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
    - Senin Gazi Paşa’dan başka bir isteğin var mı?

                Kadını birden yüzü sertleşti.
    - Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki...O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur
    dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.    

                Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek,
    - Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır...Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.

                Attan indim. Yaşlı kadının  elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.
                Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk’e uzattı;
    - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

                Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
    ”Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”

    (Mustafa Kemal Nasıl “Atatürk” Oldu-Mustafa Bilge Işıktürk)

     

             ATATÜRK’ÜN EŞİTLİK ANLAYIŞI

             Atatürk bir gün Dolmabahçe’den gizlice çıkıp Topkapı Sarayı Müzesi’ne gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapıcıya tanıtır ancak kapıcı;”Daha saat 9 olmadı. Memurlar da gelmedi. Atatürk değil kim olursan ol, bekleyeceksin”der.
             Hiç kuşku yok ki kapıcı Atatürk”ü tanımamış ve birden çok bu sözlerle karşılaştığından gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır. Ancak önemli olan Atatürk”ün kapıcının sert yanıtı karşısında ısrar etmeyerek bir yana çekilip saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.
    (Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, S. Arif Terzioğlu s. 4)
     

              ATATÜRK’ÜN İNÖNÜ’YE VERDİĞİ ÖĞÜT

        İnönü İtalya’ya resmi bir ziyaret yapacağı zaman Atatürk “Sen Türkiye’nin Başbakanısın. Mussolini de resmen İtalya’nın Başbakanıdır. Arada hiçbir ayrım tanımayacaksınız.” demişti. Yoldaydık. İlk verilen izlencede (programda) Mussolini istasyona gelmiyordu. İnönü Roma’da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Türk kurulu izlence değişmezse yarı yoldan ülkeye dönüleceğini İtalyan protokolcülerine bildirdi. Trende bir telaştır gitti. Roma’ya vardığımızda İtalya Başbakanı Mussolini, sırtında jaketayı, başında silindir şapkasıyla Türkiye Başbakanını bekliyordu.
    (Falih Rıfkı Atay)
     

          ATATÜRK’ÜN YARGIÇ KARARINA SAYGISI

               Ölümünden iki yıl önce Atatürk’ün canına kıymak için kurulan bir düzen ortaya çıkarıl-mıştı. Hem bu düzeni kurmakla suçlanan kimse Ulusal Mücadele’den beri Ata’nın yolunda çalışmış; sevgi ve güvenini kazanmış,birçok iyiliklerini de görmüş biriydi. Haber, yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor, “Nasıl olur, Nasıl olur!” diyor, bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu. Sanık yakalandı. Adalete teslim edildi. Atatürk, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı. Adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu. Atatürk’ün bu suskunluğu, çeşitli yorumlara uğramıştı. Kimi “Bu üzücü olayı anmak istemiyor.” dedi. Kimi de “Bunun doğru olduğuna inanmıyor.” diye düşündü. Sanığa yüklenen suç, yargıda kanıtlanamadığı için adam aklandı. İşte yargıç, kararını bu yolda verdikten sonradır ki Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu söyledi :
         “Suça yeltenilmiştir ancak yargıç buna inanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.”
    (Mehmet Ali Ağakay)

     

          ATATÜRK’ÜN YENGİDEN (ZAFERDEN) SONRA ANKARA’YA GELİŞİ

         Büyük Taarruz başarılmış, düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her evde, her ocak başında bu konuşuluyor; herkes birbirine sarılıp bunu kutluyordu. Ben, bu son çatışmada yaralanmış, Ankara’ya gönderilmiştim. Ankara’da Numune Hastanesi’nde yatıyordum. Bizler bu olayları güncelerden (gazetelerden) ve gelen hastabakıcılardan öğreniyorduk.
          Bir Ekim günü Ata’nın Ankara’ya döneceği haberi hastanede yıldırım gibi duyuldu. Bu haber bütün hastalara bir yaşam iksiri gibi etkimişti. Hepimiz Ata’yı karşılamaya gitmek istiyorduk. Ancak hastanedeki hekim ve bakıcılar doğal olarak buna izin vermek istemiyorlardı. Biz birkaç gazi asker ve subay arkadaşla birlikte istasyona gizlice gitmeye karar verdik. O gün sabahleyin kendimize çeki düzen vererek yarı sivil, yarı asker, yarı hastane kıyafetiyle istasyona koştuk. İstasyona bir geldik ki çok büyük bir kalabalık; bugünkü Gençlik Parkı ve Paraşüt Kulesi’nin olduğu yeri hınca hınç doldurmuştu. Yüzbinlerce kişi, kadını, erkeği, yaşlısı genciyle dolay köy, ilçe ve illerden atlarla, arabalarla, kağnılarla, eşeklerle gelmişler; Ata’yı görmek için meydanları doldurmuşlardı. Adım atacak yer yoktu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynuyor, halaylar çekiliyordu. Az sonra sesler kesildi. Herkes trenin istasyona girmekte olduğunu söyledi. Sonra da tren istasyona girdi. “Yaşa var ol!” sesleri davul zurna seslerine karışıyordu. Atatürk trenden inmiş ve istasyondan Meclis’e kadar yürüyerek komutanlarıyla birlikte ilerliyordu. Kurbanlar kesiliyor, herkes ve bizler gözyaşlarıyla bu sevince katılıyorduk. Ata’nın adımının önüne kundaktaki çocuğunu, “Sana bu çocuğum ya da torunum da feda olsun!” demek için koyan kadınlar, nineler gördüm. Bizler bu coşku içinde erlerle sarılıp ağlaşıyorduk. Atatürk, bu coşkulu karşılama arasında hiçbir aşırı hareket göstermeden rüzgar gibi tak, tak, tak, tak diye askerce yürüyerek geçip Meclis’e gitti. Bizler bu mutlu sonu bir görkemli izit (film) gibi izleyerek, gördüklerimizi birbirimize anlatarak hastaneye döndük. Hastaneye bir geldik ki hastanede birkaç ağır hasta ve birkaç bakıcıdan başka hiç kimse kalmamış. Sargılarla, alçılı ayaklarla koltuk değnekleriyle herkes bizler gibi bu görkemli karşılamayı görmeye koşmuştu.
    (Halil Nuri Yurdakul)
     

                                                          
                    ÖNCEDEN YAPILAN BİR UYARI AMA….

                     1918’de  Mustafa Kemal Nablus Karargahı ‘nda ikinci defa 7 nci Kolordu Kumandanı olduğu yıllarda yaşanan bu olayı kendisi daha sonra şöyle anlatmıştır: “Bir gün Erkanı Harbiye Reisi bana o günkü raporlarını okudu.Basit raporlardı,her zamanki gibi…Yalnız bu raporlarlar içinde bir nokta dikkatimi çekti…”
                     Evet görünürde hiç bir sonuç çıkartılamayacak bu rapordan Mustafa Kemal inanılmaz bir sonuç çıkartmış ve çok değil bir veya iki gün sonra İngilizler’in büyük taaruzu başlamıştır.Bundan sonrası Mustafa Kemal’in kendi ağzından: “Yataktan kalktım,giyindim.İş odasına girerek bir muharebe emri yazdım.” Emirde şunlar yazıyodu:
                      “Düşman 19 Eylül akşamı taaruz edecektir.” “Sonra bu emre alınması gereken tedbirleri ilave ettim.Bu emri Grup kumandanı olan Liman Fon Sanders Paşa’ya da gönderdim.Çok hürmet ettiğim bu zat,benim raporuma gülmüş ve ‘ihtiyattan zarar gelmez” diye bana da bir şey söylemeye lüzum görmemiş”
                    19 Eylül gecesi kolordu kumandanları telefon başında çağırarak verdiği emirlerin ve alınması gereken tedbirlerin yerine getirilip getirilmediğini sordu.Kendisine tüm tedbirlerin alındığı bildirildi.Ancak ne yazık ki,kolordu kumandanları da böyle bir emri ciddiye almamışlar ve gerekli hiç bir önlemi almamışlardı. Mustafa Kemal gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını öğrenmek için bir müddet sonra telefon açtı… Olayın sonucunu yine Mustafa Kemal’den dinleyelim:
                    “Ben daha telefon konuşmamı bitirmeden,düşman topçusu muharebe hattımız üzerine ateş etmeye başladı.Gece muharebe ile geçti.Benim ordumun sağ cenahındaki ordu yarıldı,esir oldu ve boş kalan cepheden geçen düşman süvarileri Liman Fon Sanders’in karargahına bastı.Hakikat anlaşılmıştı.Fakat neye yarar…”
                  

                    MUSTAFA SAGİR’İN CASUS OLDUĞUNU İLK KONUŞMADA BİLMESİ…

                  16 MART 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerine ,Kemalettin Sami Paşa Anadolu’ya Geçerken gemide bir Hintli ile tanışır.Bu adam Mustafa Sağır’dir. Milli Harekete yardım için Hint müslümanlarını’nın kendisini gönderdiklerini söyler.Böylelikle paşayı etkilemiştir.Ankara’ya telgraf çeken Sami Paşa,Mustafa Sagir’e ilgi gösterilmesini ister.Bir süre sonra Sami Paşa Atatürk’e Hintliyi anlatır ve görüşmesini rica eder.Ertesi gün Atatürk ,Mustafa Sagir’i kabul eder. Bu görüşme uzun sürer.Hintli gönderilir.İki paşa yalnız kalınca Atatürk:
                    “Bana bak Sami bu adam casus!…” der. Atatürk:”Aman paşam siz de çok şüphecisiniz” diyerek Atatürk’e inanmaz. Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey’i çağırır ve şu emri verir:
                    -“Bu Hintli İngiliz Casusu olacak..Kendisini takip etsinler.Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar...”
                    Bundan sonra mektuplar o zamanlar kimya hocası olan Avni Refik Bey’e verilir.Bir iki tecrübeden sonra gizli yazılar bulunur.Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir.
                    

                      BU KEHANETİNE DÜŞMAN GÜÇLERİ DE İNANMAMIŞTI…

                     Düşman Ordusu’nu tamamıyla yoketmek amacıyla başlatılan Büyük Taaruz amacına ulaşmıştı.Ordularını korkunç sondan kurtarmak isteyecek olan itilaf devletlerinden durumu gizleme amacı güden fakat bu başarıları haber alan itilaf devletleri kendisinden görüşmek üzere randevu istedikleri zaman.ATATÜRK elçilere: “Sizinle 9 Eylül 1922 Nif(Kemalpaşa) kasabasında görüşebilirim.”
                    İşin ilginç tarafı,bu sırada Türk Orduları Nif’den çok uzakta bulunuyordu.Ve 9 Eylül’e kadar oraya çarpışarak varmak çok zor,hatta imkansız gibi görülmekteydi.Çünkü bu bir savaştı.Yani kesin tarih verilmesi normal şartlarda hiç bir şekilde mümkün değildi.Savaş sırasında neler olabileceğini kim önceden kestirebilirdi ki? Aradan 10 gün geçti.Bu olayı daha sonra ünlü Nutku’nda kaleme alarak şöyle demiştir:
                    “Dediğim gün Nif’te idim.Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…”
                               

                    İTALYANLARIN HABEŞİSTANA SALDIRMASI.KİM BİLEBİLİRDİ Kİ?

                   Bu olayı aktaran Atatürk’ün yakın arkadaşı Münir Hayri Egeli’dir.Egeli’nin ağzından naklediliyorum: Habeşistan Savaşı başlamadan önce İtalya’nın Rodos’a askeri harekatta bulunduğu günlerdi…Bir akşam Atatürk’ün sofrasına davet edilenler onu balkonda gezinirken buldular.Atatürk:”Tevfik Rüştü” nerde?” Diye sordu.Ankara Palas’da bazı sefirlere ziyaret veriyorlar,dediler. Daha sonra hep birlikte davetin verildiği Ankara Palas’a gidildi. Atatürk Arnavutluk Elçisi Asaf Bey’in yakınında giriş ve çıkış kapısını iyi görebileceği bir yere oturdu. Atatürk:
                    “Asaf Bey,gazetelerde bir takım resimler görüyorum.Arnavutluk’da operet mi oynanıyor?”.
                    “Bu sözleri ile Kral Zogo’nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlayan elçi şaşırıyor…Atatürk devam ediyor: -
    “Cumhuriyet’de ne zarar görüldü ki,krallık ilan edildi.Hem takip edilen politika tehlikelidir.İtalya’nın Arnavutluk’u Balkanlar’da bir basamak yapması muhtemeldir.”
                    Müdahaleye kalkan İtalyan sefirine Ata:
                    “Haber aldığımıza göre Roma’da bazı öğrenciler elçilik önünde gösteri yaparak Antalya’yı istemişler.Antalya sigara paketi midir ki sefir cebinden çıkarıp versin.Antalya buradadır.Buyurun alın.Hem benim bir teklifim var.Hakikaten böyle bir şey düşünüyorsa,Musolini’ye müdahale edelim.Antalya’ya asker çıkarsın.Bütün ihracaat tamam olunca harp ederiz.Mağlup eden hakkına razı olur.”
                    Bu sözleri duyan İtalyan elçisi atılıyor:”Bu bir harp ilanı mıdır?”              Atatürk:
                    ”Hayır ben burada bir fert olarak konuşuyorum.Türkiye de harp ancak Türkiye Büyük Millet Meclis’nin yetkileri içindedir.”
    Bu durum üzerine Başbakan İsmet Paşa’ya haber verilir telefonla.Ve Ankara Palas’a çağrılır. Atatürk bunu haber alınca:
                    “Hükümet geliyor,biz gidelim” der. Çankaya’ya döndüğü zaman şunları söyler:
                    “İtalya ile harp tehlikesi yoktur.Rodos’a yapılan hareket Habeşistan’a yönelecektir.”
                    O yıllarda İtalya’daki faşist yönetim kendine yeni sömürgeler arıyordu.Avrupa gazetelerinde zaman zaman İtalya’nın Rodos Adası’na yakın Anadolu topraklarını işgale hazırlandığına ilişkin haberler yayınlanıyordu.Türk hükümeti de her ihtimale karşı bütün tedbiri almıştı. Ancak Atatürk’ün söylediği yine gerçekleşti ve İtalya Türkiye yerine Habeşistan’a saldırdı.
                                                               

                 ATATÜRK’ÜN EŞİTLİK ANLAYIŞI

              Atatürk bir gün Dolmabahçe’den gizlice çıkıp Topkapı Sarayı Müzesi’ne gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapıcıya tanıtır ancak kapıcı “Daha saat 9 olmadı. Memurlar da gelmedi. Atatürk değil kim olursan ol, bekleyeceksin.” der. Hiç kuşku yok ki kapıcı Atatürk’ü tanımamış ve birden çok bu sözlerle karşılaştığından gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır. Ancak önemli olan Atatürk’ün kapıcının sert yanıtı karşısında ısrar etmeyerek bir yana çekilip saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.

     (Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, S. Arif Terzioğlu s. 4)

     

                    ATATÜRK'ÜN İNÖNÜ'YE VERDİĞİ ÖĞÜT

               İnönü İtalya'ya resmi bir ziyaret yapacağı zaman Atatürk "Sen Türkiye'nin Başbakanısın. Mussolini de resmen İtalya'nın Başbakanıdır. Arada hiçbir ayrım tanımayacaksınız." demişti. Yoldaydık. İlk verilen izlencede (programda) Mussolini istasyona gelmiyordu. İnönü Roma'da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Türk kurulu izlence değişmezse yarı yoldan ülkeye dönüleceğini İtalyan protokolcülerine bildirdi. Trende bir telaştır gitti. Roma'ya vardığımızda İtalya Başbakanı Mussolini, sırtında jaketayı, başında silindir şapkasıyla Türkiye Başbakanını bekliyordu.

     (Falih Rıfkı Atay)

     

              ATATÜRK’ÜN YARGIÇ KARARINA SAYGISI

             Ölümünden iki yıl önce Atatürk'ün canına kıymak için kurulan bir düzen ortaya çıkarılmıştı. Hem bu düzeni kurmakla suçlanan kimse Ulusal Mücadele’den beri Ata'nın yolunda çalışmış;sevgi ve güvenini kazanmış, birçok iyiliklerini de görmüş biriydi. Haber, yurtta şaşkınlık ve tiksinme yaratmıştı. Herkes bunu konuşuyor, "Nasıl olur, Nasıl olur!" diyor, bir türlü herhangi bir nedene bağlayamıyordu. Sanık yakalandı. Adalete teslim edildi. Atatürk, bu konuda ne düşündüğünü açıklamak için ağzını açmadı. Adalet son sözünü söyleyinceye dek sustu. Atatürk'ün bu suskunluğu, çeşitli yorumlara uğramıştı. Kimi "Bu üzücü olayı anmak istemiyor." dedi. Kimi de "Bunun doğru olduğuna inanmıyor." diye düşündü. Sanığa yüklenen suç, yargıda kanıtlanamadığı için adam aklandı. İşte yargıç, kararını bu yolda verdikten sonradır ki Atatürk bu konuda ağzını ilk ve son kez olarak açtı ve yalnız şunu söyledi : "Suça yeltenilmiştir ancak yargıç buna inanacak ölçüde kanıt bulmuş değildir.

     (Mehmet Ali Ağakay)

     

             ATATÜRK’ÜN YENGİDEN (ZAFERDEN) SONRA ANKARA’YA GELİŞİ 

             Büyük Taarruz başarılmış, düşman denize dökülmüştü. Ülkenin her yerinde bu bayram kutlanıyordu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynanıyordu. Her evde, her ocak başında bu konuşuluyor; herkes birbirine sarılıp bunu kutluyordu. Ben, bu son çatışmada yaralanmış, Ankara'ya gönderilmiştim. Ankara'da Numune Hastanesi'nde yatıyordum. Bizler bu olayları güncelerden (gazetelerden) ve gelen hastabakıcılardan öğreniyorduk. Bir Ekim günü Ata'nın Ankara'ya döneceği haberi hastanede yıldırım gibi duyuldu. Bu haber bütün hastalara bir yaşam iksiri gibi etkimişti. Hepimiz Ata'yı karşılamaya gitmek istiyorduk. Ancak hastanedeki hekim ve bakıcılar doğal olarak buna izin vermek istemiyorlardı. Biz birkaç gazi asker ve subay arkadaşla birlikte istasyona gizlice gitmeye karar verdik. O gün sabahleyin kendimize çeki düzen vererek yarı sivil, yarı asker, yarı hastane kıyafetiyle istasyona koştuk. İstasyona bir geldik ki çok büyük bir kalabalık; bugünkü Gençlik Parkı ve Paraşüt Kulesi'nin olduğu yeri hınca hınç doldurmuştu. Yüzbinlerce kişi, kadını, erkeği, yaşlısı genciyle dolay köy, ilçe ve illerden atlarla, arabalarla, kağnılarla, eşeklerle gelmişler; Ata'yı görmek için meydanları doldurmuşlardı. Adım atacak yer yoktu. Davullar çalınıyor, zeybekler oynuyor, halaylar çekiliyordu. Az sonra sesler kesildi. Herkes trenin istasyona girmekte olduğunu söyledi. Sonra da tren istasyona girdi. "Yaşa var ol!" sesleri davul zurna seslerine karışıyordu. Atatürk trenden inmiş ve istasyondan Meclis'e kadar yürüyerek komutanlarıyla birlikte ilerliyordu. Kurbanlar kesiliyor, herkes ve bizler gözyaşlarıyla bu sevince katılıyorduk. Ata'nın adımının önüne kundaktaki çocuğunu, "Sana bu çocuğum ya da torunum da feda olsun!" demek için koyan kadınlar, nineler gördüm. Bizler bu coşku içinde erlerle sarılıp ağlaşıyorduk. Atatürk, bu coşkulu karşılama arasında hiçbir aşırı hareket göstermeden rüzgar gibi tak, tak, tak, tak diye askerce yürüyerek geçip Meclis'e gitti. Bizler bu mutlu sonu bir görkemli izit (film) gibi izleyerek, gördüklerimizi birbirimize anlatarak hastaneye döndük. Hastaneye bir geldik ki hastanede birkaç ağır hasta ve birkaç bakıcıdan başka hiç kimse kalmamış. Sargılarla, alçılı ayaklarla koltuk değnekleriyle herkes bizler gibi bu görkemli karşılamayı görmeye koşmuştu. 

    (Halil Nuri Yurdakul)

     

                BAYRAĞA SAYGI

               30 Ağustos sabahı, Mustafa Kemal savaş alanında dolaşıyordu. Çevre binlerce düşman cesedi ve birbiri üzerine yığılmış yüzlerce topçu hayvanı, terk edilmiş silah, top ve cephane doluydu. Atatürk şöyle söylendi : “Bu görünüm insanlığı utandırabilir. Ancak meşru savunmamız için buna zorunlu olduk. Türkler, başka ulusların yurdunda böyle bir harekete girişmezler." Arta kalanların arasında yırtılmış, orada bırakılmış bir de Yunan bayrağı gören Başkomutan eliyle bayrağın kaldırılmasını imleyerek (işaret ederek) “Bir ulusun bağımsızlık belgisidir (alametidir). Düşman da olsa saygılı olmak gerektir. Kaldırıp topun üzerine koyunuz." dedi.

     Sait Arif Terzioğlu

     

               BEN EĞİLMEM

              Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Asaf İlbay, okula gittiği günlere ilişkin iki anısını şöyle anlatır : “Evimizin bahçesi büyüktü. Sık sık mahalle arkadaşları toplanır ve o zamanlar Selanik’te pek yaygın olan ‘mancık’ oyunu oynardık. Bu bir tür ‘birdirbir’ oyunuydu. Bir kişi eğiliyor, öbürleri sırayla onun üzerinden atlıyorlardı. Mustafa oyuna katılmazdı ancak izlemeye de bayılırdı. Bir gün kararlaştırdık. Mustafa’yı yaka paça zorla oyuna soktuk. Sırayla hepimizin üzerinden atladı. Eğilme sırası kendisine gelince de dimdik durarak “Haydi atlayin!” dedi. Biz başını yere eğmesi için ısrar ettikçe “Ben eğilmem. Böyle atlarsanız atlayın.” diyordu. Bir türlü başını eğdiremedik.

     

               BİR BEDİZCİYLE (RESSAMLA) KONUŞMA

              Yıllar sonra bir bedizci (ressam), Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşı’nı gösteren bir tablo armağan etti. Kendisi, önde yağız bir savaş atına binmiş olarak görünüyordu. Bedizci, kutlama beklerken birdenbire Mustafa Kemal'in "Bu tabloyu kimseye göstermeyin." demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı: "Savaşa katılmış olan herkes bilir ki atlarımız bir deri, bir kemikti. Bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet gibiydik. Atları da savaşçıları da böyle güçlü göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum."

     (Behçet Kemal Çağlar, Atatürk Denizinden Damlalar)

     

             BİR GÜN YANILMIŞIM

             "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" buyruğundan ve büyük taarruz hazırlıklarından önceki günlerdeyiz. Mustafa Kemal Keçiören’de yakın adamlarıyla Ankara’da son gecesini geçirdi. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere "Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci gün İzmir’deyiz." demişti. İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece birlikte bulunduklarından bir ikisini görünce "Bir gün yanılmışım!" dedi.

     (Falih Rıfkı Atay)

     

    ATATÜRK İÇİN NE DEDİLER?


    AMERİKA

    Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi 
    başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern 
    dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak 
    kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. 
    Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye' nin 
    doğması, yeni Türkiye' nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli 
    bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk' ün Türk 
    halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye' de giriştiği derin ve 
    geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini 
    daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur. 

    John F. KENNEDY (A.B.D. Başkanı) 
     



    Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun 
    gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır. 

    Franklin D. ROOSEVELT (A.B.D. Başkanı) 

     


    Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. 
    Kendisi, Türkiye' nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında 
    hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir 
    milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine 
    güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir. 

    General Mc ARTHUR



    Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine 
    onun fikrince bütün Avrupa' nın en kıymetli ve en ziyade 
    dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana 
    Avrupa' nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı 
    Mustafa Kemal olduğunu söyledi. 

    Franklin D. ROOSEVELT  A.B.D. Başkanı
     



    Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri 
    geçti. 

    Chicago Tribune
     



    Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri. 

    New York Times

     


    İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, 
    tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir. 

    Gladys Baker (Gazeteci)

     


    ALMANYA

    O kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, 
    gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir 
    kahramandı. 

    Prof. Walter L. WRIHT Jr.

     


    Atatürk Türkiye' yi tek düşman kalmaksızın bırakmıştır. Bu 
    zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır. 

    Alman Volkischer Beobachter Gazetesi 

     


    Almanya, ATATÜRK' ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, 
    tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol 
    olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir. 

    Berlin, Alman Ajansı

     

    Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve 
    insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak 
    isteyenler Atatürk' ün iman verici ve yön göstericiliğinden 
    örnek ve kuvvet alsınlar. 

    Profesör Herbert MELZIG(Tarihçi) 

     


    Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye' ye 
    bakılarak bu günden ölçülebilir. 
    Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle 
    birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu 
    dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir 
    ruh aşılamıştır. 

    Illustrierte Dergisi

     


    O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle, 
    bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı 
    bir sahne seyrettirmektedir. 

    Herbert MELZIG

     


    FRANSA

    İnsanlığın bütün belirtileri Onda kendini hemen gösteriyor. 

    Noelle Gazetesi
     


    Eski Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, 
    milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı 
    başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya 
    koymuştur. Atatürk' ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir 
    örnek olmuştur. 

    Maurice BAUMANT(Profesör)
     



    Çok büyük bir adamdı...bir siyasi dahiydi. 

    Excelsior Gazetesi
     



    Dünyanın, çağdaş, en büyük kişilerinden biri. 

    Le Jour-Echo de Paris
     



    Atatürk' ün yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı 
    olan Türkler asla unutmayacaklardır. 

    Noell Roger Gazetesi
     



    Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde 
    maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde 
    hiçbir şüphe aranamazdı. 

    Claude Farrer (Yazar)
     



    Bu günün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa' yı titreten canlı
    millet durumuna erişmiştir. Ve bu aksam O büyük ulunun başında 
    bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye' dir. 

    Pierre Dominique(Gazeteci) 

     


    Asırları asan adam !.. 

    Fransa, Paris Basını
     


    Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların 
    tarihinde izlerini bırakacaktır. 

    Albert LEBRUN
    Fransız Cumhurbaşkanı

     


    Mevcut rütbelerin hepsini kaldırd
    ığı bir memlekette, bu adam, 
    bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en 
    şerefli isim Ona verilmiştir. 

    Mercel Sauvage(Gazeteci)

     


    Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. 
    Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı. 

    Gerrad Tongas(Yazar)

     


    Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık 
    evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet 
    adamları; O' nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri 
    dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş 
    felaketinin içine sürüklemişlerdir. 

    SANERWIN Gazetesi
     



    Atatürk, bir milleti, birkaç yılda asrileştirmek mucizesini 
    göstermiştir. 

    Paris-Le Temps

     


    Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması' nın imzalanması 
    nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, 
    Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının 
    Mecliste verdiği cevap: 
    Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman 
    Mustafa Kemal ve O' nun tüm askerleri burada olsalardı teker 
    teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir 
    antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.  

    Fransız Başbakanı BRIAND

     


    Sırasıyla ihtilalci ve asi, sonradan muzaffer bir kumandan 
    olan "Türklerin babası" Yeni Türkiye' yi yarattı, sultanları 
    kovdu, kadınlara hürriyet verdi fesi kaldırdı, ülkesinde 
    radikal bir inkilap yaptı. 

    Paris-Soir' den

     


    Denilebilir ki onsuz, İslam alemi yolunu bulabilmek için elli 
    yıl daha bekleyecekti. 

    Berthe Georges-Gaulis

     


    O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark 
    edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok 
    uzaklardan bakmak gerekir. 

    Claude FARRER / Fransız Edibi
     



    Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa 
    tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk' ün bu yöndeki 
    gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. 
    Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu 
    gelişmenin temel öğelerinden biridir. 

    Charles De GAULLE

     


    Kemal Atatürk' ün karakterinin bir cephesini göstermek 
    itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. 
    Birdenbire durdu:  Görüyorsunuz ya, dedi: birçok zaferler kazandım. Fakat 
    bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında 
    ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. 
    Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle 
    bir Şef' in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?

    George BENNES

    Vu Gazetesi
     



    Devrin yüksek şahsiyetleri kitaplarda, konferanslarda 
    Türkiye' nin asla değişmeyeceğini ve değişmeden öleceğini ilan 
    etmişlerdi. Halbuki ölmeden değişti. Hem de kökünden ve baştan 
    aşağı değişti. İnançlar, gelenekler, yöntemler yıkıldı. Son 
    döküntülerini de yabancı zırhlıları ve kapitülasyonlar gibi 
    memleketten sürüp attılar. Türkiye, ruhunu değiştirmişti. 
    Tamamen ve tasavvur edilmesi mümkün olduğu kadar.

    Raymond CARTIER

    Le Nouvelliste Gazetesi
     



    İNGİLTERE

    Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri. 
    Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekti. 

    The Fortnightly, Londra

     


    Avrupa, savaştan sonra belirmiş az sayıdaki yapıcı devlet 
    adamlarından birini kaybetti. 

    Spectator
     



    Çağımızda hiçbir isim Atatürk' ün adı kadar büyük saygı 
    yaratmamıştır. 

    Observer

     


    İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir 
    dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır. 

    Sunday Times

     


    O, benzeri olmayan bir devlet adamı idi. Diktatörlerin tahammül 
    edemediği serbest bir nizamla, başaramadığı ve 
    başaramayacağı işler yapmıştır. Tarihte böyle adamlar 
    devirlerine kendi adlarını vermişlerdir. 

    Word Price
     



    O, Türkiye' nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan 
    özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, 
    Türkiye' nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun 
    tarihini değiştirdi. 

    Times Gazetesi

     


    Savaş Türkiye' yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini 
    yeniden dirilten Atatürk' ün ölümü, yalnız yurdu için değil, 
    Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O' nun ardından 
    döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern 
    Türkiye'nin Ata' sına değer bir görünümden başka bir şey 
    değildir. 

    Winston CHURCHILL İngiltere Başbakanı
     



    Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan 
    bir baştı. 

    Daily Telegraph

     


    Cumhuriyet Türkiye' sinin Devlet Başkanı Kemal Atatürk, diğer 
    önderlerde görmeye alışmadığımız şu değerli nitelikleri 
    kişiliğinde toplamış bulunuyor: alçak gönüllülük, yeterlik ve 
    başarı.

    The Truth Dergisi

     


    O genç ve dahi Türk Şefi'nin o esnada Çanakkale de bulunması, 
    müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biridir. 

    Alan Moorehead (Yazar)
     



    Atatürk, eskimiş bilimlerle boş yere kafasını yormamış 
    olduğundan daha taze ve cesur düşünen bir önderdir. 
    Kendisi için, bugünkü Avrupa' nın en güçlü Devlet Adamıdır 
    diyebileceğimiz Atatürk, hiç şüphesiz devlet adamlarının en 
    cesur ve orijinalidir. 

    Herbert Sideabotham (Yazar)
     



    Herhangi bir olayı derinliğiyle kavramak, çıkar yolu görüp 
    birdenbire harekete geçmek iktidarı, O' nun eşsiz otoritesinin 
    başlıca kaynaklarından biridir. 

    Grace Ellison (Gazeteci)
     



    AFGANİSTAN 

    O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri 
    için de en büyük önderdi. 

    Emanullah HAN

    Afgan Kralı

     


    ARNAVUTLUK

    Bu Türk Milleti yastadır. Çünkü yeni Türkiye' nin yaratıcısı 
    olan eşsiz şefini kaybetmiştir. 

    Stipsi Gazetesi

     


    AVUSTURYA

    Büyük düşüncelerin adamı, bir devlet mimarıydı. 

    Neue Freie Presse, Viyana

     


    Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini 
    bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez. 

    Avusturyalı Heykelci KRIPPEL 

     


    BELÇİKA

    Atatürk, yirminci asrın en büyük gerçeğini yaratan adamdır. 

    Kopenhag-Nasyonal Tidende

     


    Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek 
    devlet adamı Atatürk' tür. 

    Libre Belgique gazetesi
     



    BULGARİSTAN

    Hiçbir memleket, yeni Türkiye' nin Ata' sı tarafından başarılan 
    kadar güçlü, hızlı ve kökten bir yenilik hamlesine 
    erişmemiştir. 

    Bulgar Dness Gazetesi
     



    ÇİN

    Mustafa Kemal yeni Türkiye' nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir 
    toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz 
    kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi 
    kendine inandırmıştır. 

    Ma Shao-Cheng (Yazar)

     


    DANİMARKA

    Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesi idi, O, 
    yirminci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı. 

    National Tidence Gazetesi
     



    FİNLANDİYA

    Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası 
    dünya tarihinin en önemli simalarından biri idi. 

    Hufvud Stadbladet Gazetesi 

     


    HİNDİSTAN

    Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri. 

    Star of India
     



    Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna 
    savaşan bütün milletlerin önderiydi. O' nun direktifleri 
    altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan 
    yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk. 

    Bayan Sucheta KRIPALANI Hint Parlamento Heyeti Başkanı 

     


    İRAN

    Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli 
    bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca 
    milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır. 

    Tahran Gazetesi
     



    Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla 
    kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı 
    olmuştur. 

    Iran Gazetesi

     


    İSRAİL

    Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini 
    kaybetti. 

    Palestine Post

     


    Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından 
    önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete 
    nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur. 

    Ben Gurion İsrail Başbakanı

     


    İSVEÇ

    O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O' nun sayesinde Türkler, 
    O' nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek 
    yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir. 

    Nya Dagligt Gazetesi

     


    İSVİÇRE

    Türkiye' yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam' ını başımı en 
    derin hürmetle eğerek selamlarım. 

    Profesör MORRF

     


    Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha 
    göremeyeceği bir dahi idi. 

    Profesör SEKRETAN

     


    İTALYA

    Hayatının sonuna kadar milleti' nin mutlak güveni ile kurduğu 
    devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi 
    görülmemiş bir karakter örneğidir. 

    C.C.SFORZA

     


    Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile 
    hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda 
    memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir 
    siyasi zafer kazandırdı. 

    F.Perrone Di San Martino (Yazar) 

     


    Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu' nun gelişmesine birinci 
    derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet 
    kaybolmuştur. 

    Tribuna Gazetesi
     



    JAPONYA

    Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet 
    adamı olarak daha büyük. 

    Japon Times
     



    Yüzyıldan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider. 

    The Japon Chronicle

     


    LÜBNAN

    Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin 
    başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında 
    yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı. 

    KERAMA

    Lübnan Başbakanı

     


    Kelimenin tam anlamıyle bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, 
    dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiştir. 

    Loryan Gazetesi
     



    Atatürk, dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. O, 
    bütün bir tarihin seyrini değiştirmiştir. 

    Ennehar Gazetesi
     



    Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin 
    gidişini değiştirmiştir. 

    An Nahar

     


    MACARİSTAN

    Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur" şeklindeki tarihi 
    gerçeği ıspatlayan ilk adam olmuştur. 

    Esti Ujsag.Macar.

     


    Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile 
    yoksul düşmüştür. 

    Pester lioyd Gazetesi
     



    Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramağa 
    çıkmış çalışkan arı' lara benzetiyorum. Nasıl arı' lar beylerinin 
    etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bu gün 
    büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır. 

    Prof. M. Zaajti Franes
     



    MISIR

    Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri. 

    Egyptian Gazete

     


    NORVEÇ

    Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri 
    olarak kalacaktır. 

    Le Morgen Bladet Gazetesi

     


    PAKİSTAN

    Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri 
    değildir. Biz Pakistan'da, Onu geçmiş bütün çağların en 
    büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, 
    doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever. 

    Eyüp Han, Pakistan Cumhurbaşkanı
     



    Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O' nun bakışı ile 
    cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik. 

    İkbal (Şair)

     


    POLANYA

    O' nun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete 
    geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur. 

    Gazeta Polska
     



    ROMANYA

    Atatürk, tarihte teşkilatcı bir dahi, bir milletin harikalar 
    yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak 
    kalacaktır. 

    Independance Romaine Gazetesi
     


    Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, 
    kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en 
    birincisidir. 

    Timpul Gazetesi

     


    RUSYA

    Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi 
    herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli 
    bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni 
    milli yapısını yaratmıştır. 

    Sovyet Başbakanı Kalinin

     


    SURİYE

    Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet 
    gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden 
    bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, 
    eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi... 

    Elifba Gazetesi
     



    Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. 
    Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkilaplar, birkaç 
    yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir. 

    El Tekaddum Gazetesi
     



    YUGOSLAVYA

    Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun 
    faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir. 

    Branko Aczemovic (Elçi)

     


    Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini 
    hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin 
    zekası ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne 
    getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur. 

    Politika Gazetesi
     



    YUNANİSTAN

    Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adama, 
    malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir. 

    Katimerini

     
     
     
     

    Fotoğraflarla Atatürk








                                

 

Haluk ÖZÇELİK Haluk ÖZÇELİK
Kardeş gibi yaşamak
Tahir YAMAN Tahir YAMAN
Tahir Yaman ın Almanya Anıları 1
Mehmet SÜTÇÜ Mehmet SÜTÇÜ
AKP KAPATILMALI!
İbrahim BURSALI İbrahim BURSALI
Her şey Karacabey'in yüksek menfaatleri için(!)
Ümmiye ERÇEVİK Ümmiye ERÇEVİK
MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANIR
Erhan GÖÇMEN Erhan GÖÇMEN
ÖNCE HUKUK VE DAİMA HUKUK !..
Ali Murat ŞAHİN Ali Murat ŞAHİN
Günden Güne Biz Ve Halleri

SON DAKİKA HABERLERİ

Anasayfa | Ekonomi | Spor | Siyaset | Dünya | Bandırma | Yaşam | Kültür ve Sanat | Teknoloji

SADECE GERÇEKLER.Copyright ©2008 HER HAKKI SAKLIDIR{ ERDEK } 08-04-2008 Haber